panel1-3

  • -

panel1-3


Facebook

Yurtdışındaki bazı ülkelerde geçerli olan Doçentlik başvuru süreciyle ilgili yaptığım bir derlemeyi birkaç gün önce burada paylaşmıştım. Bu tür uygulamalar özünde bize çok uzak olduğu için, görünen odur ki, sözlü sınavlarına önümüzdeki yıllarda da devam edilecek gibi. En çok şikayet edilen konu olan öznelliği ortadan kaldırmak için sözlü sınav sırasında kurulacak video kayıt vs düzenekleri ile sadece adaylar değil, jüri üyeleri de daha bilimsel sorular bulabilmek adına birkaç gün öncesinden kitap-defter karıştırma ihtiyacı duyacaklardır... Tabii bir de sınav öncesinde, yazılı ve sözlü iletişim araçlarının içinde geçecek "Doçentlik" kelimesini tarayan özel düzenekler keşfetmek de gerekebilir... Sonuçta bütün iş insanda bitiyor.... ... See MoreSee Less

View on Facebook

Bugün bir konuda internet ortamında biraz tarama yapayım dedim. Taradığım dergiler genelde Türkçe başlıklı Türkçe ya da İngilizce başlıklı Türkçe dergilerdi. Konudan konuya atlayarak başka alanlara kadar gitmişim. Hepsinde de bazı ölçekler kullanılmış, nereden alındığına atıf yapılmış ya da yapılmamış ama nedense açılımına yer vermeden herbir değişken için A1, A2 gibi sayısal kodlamalar yapılmış. Bulgular tartışılırken de yine bu kodlar kullanılmış. Bütün değişkenlerin açılımını gösteren tek bir tablo dahi yok. İyi de, “değişken isimlerini bilmeden okuyucu neyin nereden geldiğini ya da neyin ne olduğunu nasıl anlayacak” diye insana sormazlar mı? Bir değil, iki değil. En az 20 civarında makale gördüm böyle. Yurtdışı dergilerde olmayan böyle bir uygulamayı bizde görünce pek de şaşırmadım. Ne de olsa onlar hakemsiz, biz “hakemli” dergileriz. Bizim temel sorunumuz belli: yazmış olmak için yazıyoruz, kimsenin de yazdığımızı (anlayarak) okumasını istemiyoruz… ... See MoreSee Less

View on Facebook

ARAŞTIRMA İLE AŞIK OLMA ARASINDAKİ BENZERLİKLER…

10 yıl kadar önce yüksek lisans düzeyinde vermeye başladığım Araştırma Yöntemleri dersinde gençlerin özellikle bahar aylarında dikkatini çekip konuyu daha anlaşılır kılmak için farklı teknikler uygulama gereği duymaya başlamıştım. “Neler olabilir” diye düşünürken araştırma yöntemleri ile aşk arasında bir ilişki olabileceğini tartışmaya başlamıştım. Öğrencilerimden bazılarının kısa kısa aldıkları bu notları birleştirip birkaç madde halinde biryerlerde dosyalamışım.

Dün akşam bilgisayarımı karıştırırken bu ders notlarına ulaştım. Bu süreçte Muğla ve Dokuz Eylül Üniversitelerinin turizm bölümü yüksek lisans öğrencilerinin de katkısı olmuştu. Kendilerine burada tekrar teşekkür ediyorum. Bu yaklaşımın sonuç üzerinde ne kadar etkili olduğunu bilmemekle birlikte, benzerlikleri şöyle sıralama gereği duymuşuz:

Her ikisi de büyük bir heyecanla başlayıp, hiç bitmeyecekmiş gibi devam ederler. Biri aşık olmanın; diğeri de kendine ait bir konu bulmanın ve bunu dünyada araştıranın sadece kendisiymiş gibi düşünerek “dağları biz yarattık!” modunda bir heyecana bürünürler.

Sanki kafa yoracak başka bir şey kalmamış gibi, ikisi de sürekli ilgi duyulan kişiyi/konuyu düşünürler. Biri karşıya ulaşmanın hayalini kurarken; diğeri, çalıştığı konuyu başarılı bir şekilde bitirmenin yollarını ve bitmiş halini canlandırır kafasında. Bu düşünce şekli, gündüz-gece fark etmeksizin, tatilde, yolculukta, işte, alışverişte devam eder.

Her ikisi de, “ilk” olduğu hissine kapılmak isterler. Biri, karşısındakinin kendisine ilk aşık olan kişi olmasını isterken; diğeri de, çalışmakta olduğu konunun sadece ülke sınırlı içinde değil, dünyada da kendisinden başka kimsenin bilmediğini, dolayısıyla çalışmadığını kabul ettirmek ister. Sonuçta, ilk kez milli olmak önemlidir.

İkisinde de kıskançlık had safhadadır. Biri, sevdiğini ottan böcekten kıskanır; diğeri de, çalıştığı konuyu dünyanın en önemli olayıymış gibi gizlemeye alır. Konuyu olabildiğince saklar, yan oda komşusuyla bile paylaşmak istemez. Nedeni, dünyanın en büyük aşkını yaşıyor ve en önemli konusunu çalışıyor olmanın başkalarının gözündeki gizemli ortamını bozmamaktır.

İkisi de büyük sabır ve ilgi gerektirir. Nasıl ki karşıdakine ilgi gösterilmediğinde ilişki biryerlerde kesintiye uğrar, araştırmada da ilginin başka yönlere kayması sonucunda ortaya çıkan kesik kesik ya da yüzeysel çabalar araştırmanın hüsranla sonuçlanmasına neden olabilecektir. İkisini de canlı tutmak ve başarılı bir sonuca gitmek için de sabır gösterilmesi önemlidir.

İkisinde de doyuma ulaştıktan sonra uzaklaşma olasılığı yüksektir. Monotona dönmüş uzun süreli aşklar böyle olmakla birlikte, sürekli benzer konuları araştırmaktan sıkılmış bir kitle de ortaya çıkabilmektedir. İki grup da, bu durumda, farklılıklar arama yoluna gidebilmektedir. Görüldüğü gibi; sadık kalamama, iki kesimin de temel sorunudur. Ancak bu durum sadece bizi özgü olabilir, nitekim diğer ülkelerde durum tam tersidir. Araştırmanın ömürboyu aynı konu üzerinde çalıştığı da bilinmektedir.

Yine de, her ikisinde de, ilgi ana unsur üzerinde devam ederken, ya sıkılmaktan dolayı ya da ortaya çıkan tıkanmadan dolayı, arasıra kaçamaklar kendisini gösterebilmektedir. Sevgilisinden sıkılan kendisine maceralar arayabileceği gibi, başka alanlarda kim ne yapmış gibi bir merakın esiri olabilecek geniş de bir araştırmacı kitlesi vardır ülkemizde. Nihai dönüş noktası, yine ana unsur olacaktır.

İkisinde de sadık kalanlar işinin uzmanı kimselerdir. Biri mevcut ilişkisini nasıl daha iyiye götürebileceği konusunda kafa yorarken sadık kalmayı başarmışken, diğeri de en başından aldığı bir konunun bütün ayrıntılarına inerek ortaya daha nitelikli bir çıktı koyabilmenin ve alanında bu konuda anılan bir isim olmanın mutluluğunu yaşamak için, istese de istemese de, sadakata önem verme gereğini duyar.

Her ikisi de bitti derken, yeniden başlayabilir. Doğal olarak bu durum, iki kişinin birbirine bakış açısına ya da birbirini nasıl anladığına bağlı iken; araştırmada ise, araştırmacının araştırmadan ya da yaptığı işten ne beklediğine bağlıdır. Biri geçmişte yaşananlara saygı duyarken ya da değişimi riskli görürken yine başa dönebilir; diğeri de, yeni bir konu bulmanın fırsat maliyetini göze alamayıp yarım bıraktığı bir önceki araştırmanın peşinden tekrar gitmek isteyebilir.

Diğer taraftan, iyi kontrol edilemezse, ikisi de hüsranla sonuçlanabilir. Büyük beklentilerle başlayan bir aşk ortaya hangi sonucu çıkarırsa, yine büyük beklentilerle başlanan bir araştırma da beklendiği zamanda ya da şekilde tamamlanamazsa sonuç farklı olmayacaktır. Bu durum, her iki kesim için de, psikolojik çöküntüye neden olabilir.

İşin estetik tarafına bakılacak olursa, ikisinde de çekicilik önemlidir. Aşık bir genç, karşısındaki kişiyi kendisi açısından ne kadar güzel ya da yakışıklı görmek isterse, bir hakem ya da okuyucu da bir araştırmanın bitmiş ve yayın haline getirilmiş halini o derece çekici görmek ister. Bu çekicilik, kullanılan yazım biçiminden kaynakça çeşitliliğine dilin niteliğinden araştırmanın içeriğine kadar birçok özelliği kapsayacaktır.

Son olarak, aşk konusunda çapkınlık yapanlar ile sık sık araştırma konusunu değiştirerek farklı konuları kendilerine alışkanlık haline getirmiş olanlar arasında doğrusal bir ilişkinin olup olmadığının ise, meraklıları için araştırılması gereken ama çok da önemli olmayan bir konu olduğunu söyleyerek son noktayı koyalım…

İyi araştırmalar…

Prof.Dr. Metin Kozak
... See MoreSee Less

View on Facebook

Nazmi Kozak'ın gönderisinden fotoğraflar ... See MoreSee Less

View on Facebook

ANATOLIA FAALİYETLERİ (1990 – 2017)

FAALİYET ADI
BAŞLANGIÇ YILI
SAYI
1990
73 sayı
1997
50 sayı
2000
206 sayı
2002
13 seminer
2002
8 kongre
2006
7 kongre
2008
22 ödül
2008
6 ödül
2009
12 konferans
2010
3 kongre
2010
8 yarışma
2012
5 kongre
2014
12 konferans
2016
170 kitap